Share

röportaj soruları

Erzurum Tortum ilçesinin Alapınar Köyünden İzmir’e uzanan bir hayat öykünüz var. Bu öyküyü bize kısaca özetleyerek Harun CiCi’yi anlatır mısınız? 

Türkiye realitesi,1960 yıllardan başlayan ve 1980 lerin sonuna kadar devam eden ‘gurbetci” diye tanımlanan insanların Ailelerinide beraberinde batıya doğru büyük şehirlere göçmesiyle bende bu kervanın bir parçası olarak, Tortum ilçesinin Alapınar köyünden ailemin İzmir e göçmesiyle , İzmir i yurt edindik iş sahibi olduk her birimiz, İzmir de yaşıyoruz İzmir de iş yapıyoruzu ancak, bir yanımız anadoludaki memleket sevsasıyla dolu.. Yani doğduğumuz, büyüdüğümüz toprakları hiç unutmadık.

Harun Bey Anadolu binlerce yıllık tarihi içerisinde onlarca medeniyet ve yüzlerce kültüre ev sahipliği yapan bir coğrafya bu coğrafya da kadın önemli roller oynamış, bereket sembolü olmuş, sevgili olmuş, tarihte bilinen ilk güzellik yarışmasına Anadolu’da olduğu iddia edilmiş. Tanrılar, tanrıçalar Anadolu kadınlarına aşık olmuş onları kıskanmışlar. hatta tek bir zülüf için yazılmış binlerce mısra ve yüzlerce öykü var. Bir saç ustası olarak Anadolu, kadın, aşk ve saç hakkında neler söylersiniz? 


Kuaförlük mesleği, Önce medeniyetin beşiği olan Mezopotamya’dan çıkmış Karepor kelimesinden türemiş ve zaman içerisinde şekillenmiş. Eski Mezopotamya dili olan Aramice’de ‘Kar’ iş ‘Karker’ işçi ‘Por’ saç, Karepor ise “saç işçisi“ anlamına geliyormuş. Güzelliğine düşkün Mısır kraliçesi Kleopatra’nın yanında her zaman bir Karepor(Kuaför) varmış. Sezar ile birlikte Avrupa’ya gelen kuaförler zamanla yaygınlaşmaya başlamış. Bu kadim topraklarda Anadolu tanrıçaları Kibele, Afrodit, Artemis, Demeter Homeros destanında ”güzel saçlı kraliçe” ”güzel örgülü” Demeter diye geçer.   Ülkemizde kadın saçı yüzyıllar boyunca makas yüzü görmeden uzatılmış, saçın kuvvetine göre bele, hatta topuklara kadar inmiştir. Öyle ki; kadın güzelliği ve özellikle de görücüye satılık verilen kızlar kirpiği yanağında; saçı topuğunda diye övülürdü. 18.yy II.sultan Mahmut ve lale devrinde türk kadını saç tuvaletinde Avrupa modellerinden örnekler alarak alın üstünde başın arkasında ve tepesinde topuz yapılmış ve bu topuzlar güzel hatlı elmas taraklarla süslenmiştir.

Erzurum markalaşma konusunda sıkıntılı olan bir şehir. Siz ise kendi alanınızda markalaşmayı başardınız. Markalaşmanız ve markanız hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Marka değeriniz nedir mesela Harun Cici’ye saçını yaptırmak isteyen bir hanım ne kadar marka değeri ödemek zorundadır? Daha doğrusu hizmetleriniz de marka değerimi yoksa hizmet değeri mi alıyorsunuz?  

Günümüz dünyası, algı ve markalaşmayla yönetiliyor. Düne kadar, üretim ve tüketim ilişkileri belirlerken, günümüzde ise algı ve marka ekonomik ilişkileri belirliyor, Örneğin, bir ayakkabı ustası günlerce çalışarak bir çift ayakkabı üretirken, bugün bir düğmeye basılarak binlerce çift üretiliyor, çeşitli markalar adı altında dünyaya pazarlanıyor. Algı ve markayı salt ürün olarak düşünülmesin.Ülkelerin kentlerin marka olması için çalışmalar sürdürülüyor.Kendi kentimizin markasını yaratmak içinde her ferde bireysel sorumluluk düşüyor. Harun Cici’ye gelince , evet Harun Cici mesleğinde dünya çapında bir markadır. Salonumuza gelen her müşteri marka deeğeri olan bir yere geldiğinin farkındadır. ve en iyi hizmeti alır. Ancak ülkemiz koşullarında en uygun fiyatlandırma ve en üst seviyede hizmet veriyoruz.

Uluslararası yarışmalarda ülkemize kazandırdığınız başarılar nelerdir? Bu başarıları sağlarken hangi temelden hareket ettiniz?  

Son yirmi yıldır ulusal ve uluslararası arenada ülkemizi bir milli takım gibi temsil etmeye çalıştık. Türkiyede kuaför milli takımı seçimlerinde 12 kişilik ekibe seçildikten sonra, Seçilen ekip yurt dışında bir etkinliğe katılamadı. Bulgaristan’ın başkenti Sofya da düzenlenen uluslararası yarışmada ödülle döndükden sonra, yurt dışından çok sayıda teklifler aldım. 2007 yılında Rusya’nın Sen Petersburg kentinde düzenlenen yarışmada Türk bayrağını göndere çektirdik. Aynı yerde yapılan dünya kuaförler konferderasyonu toplantısında ‘Confederation Mondiale Coiffure’ (CMC) Türkiye üyeliğini imzalayarak yıllarca Türkiye temsilcisi olarak, uluslararsı arenada ülkemi temsil ettim.

Bir aktivist olarak faaliyetleriniz dikkat çekici. Aktivist nedir ve hayatınızda aktivistlik nasıl başladı? Neler yaptınız? 
Aktivizm aktivaist, aksiyonizm ya da eylemcilik, toplumsal değişme ya da politik değişiklik meydana getirmek için kasıtlı bir biçimde yapılan eylem olarak tanımlanabilir. Bu eylem çelişmeli tartışmalarda taraflardan birini desteklemek ya da karşı çıkmaktır. 
 “Sosyal sorumluluk projelerim hep vardı. Mesela 2007’de Unesco’nun Mevlana yılıydı. Leningrad’da Neva köprüsünün üzerinde Mevlana felsefesiyle, ‘Kim Olursan Ol Gel’ felsefesiyle saçta ve teatral şovla sunum yaptık. Muhteşem ses getirdi. Ondan sonraki süreçte ‘Doğa Çöl Olmasın’, ‘Çocuk Gelinlere Hayır’ gibi projeler yaptık. Bu süreç devam ediyor. En önem verdiğim proje , Doğduğum topraklar olan ”Erzurum Tortum çöl olmasın” adı altında ağaçlandırma kampanyası başlattık.

Çevre projeleriniz önemli özellikle su sıkıntısının kapıda olduğu ve kuraklığın bunla birlikte kıtlığın yaşanılacağı bir döneme doğru ilerliyoruz. Bir çevreci aktivist olarak bu konuda neler söylersiniz? Doğa ve çocuğu bir arada buluşturan ve aktivitelerinizi bu temelde birleştiren bir insan olarak. Doğa ve çocuk konusunda neler söylersiniz?

Erzurum Tortum Alapınar köyünde yaptığımız ”Sıla-i rahim”, adı altında köye dönüş projesi yaparak , akrabalar, yakınlar arasındaki bağı ve iletişimi sağlam tutmayı, bu ilişkileri koparmamak, Akrabalık ilişkilerinin iyi olmasını hedef aldık. ”Tarih, çocuk ve çiçek” mottosunu projenin merkezine oturttuk. Tarih yoksa geçmişin yok, Çocuk yoksa geleceğin yok, çiçek yoksa doğa yok.

için karşılıklı saygı sevgi ve

yardımlaşmanın güçlü olması gerekir. ”

Leave a Comment