Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Zaten bir üyeliğiniz mevcut mu ? Giriş yapın
Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Üyelerimize Özel Tüm Opsiyonlardan Kayıt Olarak Faydalanabilirsiniz
İzmir kent konseyinde başkan abdülsamed baskak anıldı

İzmir’in tanınmış mimarlarından ve TİP Eski İl Başkanı Güner Eliçin, Karantina Hamidiye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Urla’da toprağa verildi. Cenazeye birçok tanınmış isim katıldı.

Güner Eliçin, aydınlar arasında tanınan bir isimdi. Özellikle Aziz Nesin ve Prof. Dr. Veli Lökle yakın dostluğu vardı. Aydınlar Dilekçesi’nin hazırlandığı süreçte, Göztepe semtindeki evini Aziz Nesin başta olmak üzere dilekçecilere açarak önemli bir dayanışma örneği sergiledi.

Yüksek Mimar Güner Eliçin’in cenazesine Konak’ın eski belediye başkanlarından Muzaffer Tunçağ, TİP TMMOB üyeleri, TİP İl Başkanı, ESHOT eski genel müdürü Fügen Selvitopu, avukatlar ve çok sayıda seveni katıldı. Konak eski Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, “Sevdiğimiz, duayen bir değerlimizdi. Kaybı hepimizi çok üzdü” dedi.


Işın Eliçin Babam, Güner Eliçin, TİP’in 13 Şubat 1961’de kuruluşundan 12 Mart 1971 darbesi ertesinde 21 Temmuz 1971’deki kapatılışına kadar, çeşitli kademelerinde (il başkanlığı, il yönetim kurulu sekreterliği, gibi) görev yapmış bir üyesiydi. Darbeden sonra pek çok parti lideriyle birlikte o da tutuklanarak cezaevine konmuştu. İzmir’den Ankara’ya Mamak Askeri Cezaevi’nde tutulan babamı görmeye gidişimiz, kardeşimle benim ilk çocukluk anılarımız arasında ayrı bir yere sahiptir. Zira ilk kez uçağa binmiştik. Uçağa binmenin heyecanını ve o tatlı hostesin bizi kokpite alışını nasıl unuturuz…
Mazlum Vesek’in satırlarına dönelim:
“Cumhuriyet tarihinin ilk askeri darbesi 27 Mayıs 1960’ta yaşandı. Darbenin dinamikleri bugüne kadar çok tartışıldı ama gerçek şu ki, darbenin ardından yapılan 1961 Anayasası o gün bugündür Türkiye’nin en özgürlükçü anayasası olarak tarihteki yerini aldı. Özellikle örgütlenme hakkı konusunda geniş bir yelpaze sunması bu metnin altı çizilen özelliğidir. Bu durum elbette işçi sınıfı partilerinin ve işçi sendikalarının da önünün açılmasını sağladı. TİP, tam da bu ortamda 13 Şubat 1961’de kuruldu. Aynı yıl 15 Ekim’de yapılan seçimlerde yeterli örgütlenmeyi sağlayamadığı için seçime giremeyen TİP, Mehmet Ali Aybar’ın genel başkanlığında 1965 Genel Seçimlerinde milli bakiye oy sisteminin getirdiği imkanlardan da faydalanarak 15 milletvekiliyle (yüzde 3 oy) TBMM’ye girdi. TİP’in bu başarısı ‘kapitalist olmayan bir kalkınma yolu’nu hedefleyen bir siyasi partinin ilk defa Türkiye’de tarih sahnesinde rol alıp meclise girmesi olarak tarihe girdi. TİP’in tüzüğüne göre üyelerin yüzde 75’i “hayatını kol emeğinden kazananlar”dan olmalıydı. Türkiye’nin her ilinde yüzde 1’in üstünde oy alan TİP, Türkiye solunun geleneksel oyunu da açığa çıkarmış oldu. TİP’in elde ettiği 15 vekilden biri de İzmir Milletvekili Cemal Hakkı Selek’ti. Selek o dönemde partinin de genel sekreteridir.
Ülke genelinde örgütlenmesini tamamlamış bir vaziyette 10 Ekim 1965 seçimlerine hazırlanan TİP, İzmir ve havalisinde de ciddi bir örgütlenmeye girişmiştir. Osmanlı döneminden itibaren siyaset, kültür ve bilim hayatında güçlü bir merkez olan İzmir, önemli bir işçi havzası ve işçi hareketinin grevler düzeyinde de etkin olduğu bir kenttir. TİP’in İzmir’de vekil çıkarması beklenen bir sonuç ise de parti, şehirde yayın faaliyeti yapmaktan geri durmamıştır.”

Memet’in künyesinde babamın isminin gazetenin sahibi olarak yer aldığını ve gazetede “Günaydın” adıyla bir köşesinin de bulunduğunu Mazlum Vesek’ten öğrendim. Onun da yazdığı gibi, “bugüne kadar hiçbir milli kütüphanede, vakıf arşivlerinde, Türkiye solunun tarihini ele alan yayınlarda yer almayan Memet gazetesi özellikle İzmir ve civarındaki gelişmeleri haber eden, aynı zamanda TİP’in ekonomik ve sosyal programını anlatan” bir gazeteydi ama gazetede adı geçen, imzası olan yazarların anılarında, mektuplaşmalarında Memet hiç yer almıyordu. Açıkçası babam da hiç bahsetmedi. Bizim evimizde tek bir nüshası bile yok. Gerçi nasıl olsun, 1980 darbesi sırasında İzmir Mimarlar Odası Başkanlığı da yapmış babamı, bir gece yarısı evimizi basıp sorguya götürürlerken, kütüphanemizi de talan etmeyi, “tehlikeli” buldukları neşriyatı da babamın yanı sıra alıp götürmeyi ihmal etmemişlerdi.

Memet’in ilk sayısı Dünya İşçi ve Emekçilerinin Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü, 1 Mayıs 1965’te yayınlandı. Vesek o tarihlerde –ve bugün de- Türkiye’de 1 Mayıs kutlamalarının yasaklı olduğunu hatırlatıyor.
Paylaştığım başyazıda 1961 Anayasası’ndaki haklarını talep ediyor Memet. Arka sayfada (dördüncü sayfa) yer alan “Memet’ten Okurlarına” başlıklı yazıda da aynı saikle “Elinizde tuttuğunuz küçük gazete birçok güçlüklerle savaşarak yayın hayatına atıldı. Amacı emekçilerin sesini duyurmak anayasada yazılı haklarını savunmak” deniyor. Aynı yazıda “Emekçilerin uyanmasından ürken sömürücüler, çıkarcılar elbette önümüze ellerinden gelen bütün engelleri dikecektir. Paranın sağlayabileceği bütün güçler onlarındır” ifadesi bugün de Türkiye yine seçimlere hazırlanırken, güncelliğini koruyor.
Ben bugün Memet’in sesini size duyurmayı neden seçtim? Çünkü yine bir seçim arefesindeyiz. Çünkü adil ve eşit koşullarda yarışmak 57 yıl öncesine göre çok daha güç. Çünkü bugün medyanın içinde bulunduğu koşullar 57 yıl öncesinden çok daha kötü. Sansür yasası sadece gazetecilerin değil bu ülkenin tüm yurttaşlarının sesini kesmek istiyor. Ve Memet 57 yıl öncesinden –belki bugün arkaik gelebilecek bir dille de olsa- bunu kimin neden yapmak istediği konusunda bize fikir veriyor, bize haklarımızı hatırlatıyor.