‪İzmir Erzurum Kültür ve Dayanışma Vakfı (İZERVAK) kahvaltıda buluştu.

Sıradaki içerik:

‪İzmir Erzurum Kültür ve Dayanışma Vakfı (İZERVAK) kahvaltıda buluştu.

e
sv

Türkiye İşçi Partisi’nin (1961-1988) Kuruluşunun 65. Yıldönümü İzmir’de Kutlandı.

17 Şubat 2026 10:31
avatar

hclife

  • e 0

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

Türkiye İşçi Partisi’nin (1961-1988) Kuruluşunun 65. Yıldönümü İzmir’de Kutlandı

Nezih Kazankaya. Türkiye İşçi Partisi’nin (1961-1988) kuruluşunun 65. Yılı İzmir’de, Partili, Genç Öncü’lü, Yarın’cı yoldaşlar ve dostlarla, Mülkiyeliler Lokalinde 12 Şubat 2026 tarihinde kutlandı. Mustafa Küçük’ün açılış konuşması ile başlayan etkinlik, hep birlikte söylenen, marşlar, şarkılar, türküler ve o yıllara ilşkin anıların paylaşıldığı sohbetlerle sürdürüldü.

Mustafa Küçük’ün Açılış Konuşması:

“Yoldaşlar, Dostlar Hoş Geldiniz!

Türkiye Barış, Bağımsızlık, Demokrasi ve Sosyalizm mücadelesinde onurlu bir yere sahip olmuş, sosyalizm kavramının toplumsallaşmasına ve emek kesiminde yansıma bulmasına büyük katkı sağlamış, siyasi bir özne olmaktan çıkmasından bu yana uzun yıllar geçmesine karşın, yalnız bizleri değil, sol sosyalist düzlemdeki yapıları etkilemeye, yol göstermeye devam eden Türkiye İşçi Partisi’nin (1961-1988) kuruluşunun 65. yılında yine bir aradayız. Partiyi yaratanları ve yarattığı değerlerle bugüne taşıyanları saygıyla ve özlemle anıyoruz.

Son yıllarda yaşadığımız süreci de dikkate alarak, izin verirseniz bugün, biraz daha zamanınızı alarak, düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Öncelikle, ne yazık ki, toplumda sosyalist kültürün oluşmasına değerli katkılar vermiş, entelektüel birikimin oluşmasında yer almış, yoldaşlarımız ve dostlarımız birer birer aramızdan ayrılmaktalar. Burada dikkati çekmek istediğim konu, bu değerli insanları yitirmekten öte, sosyalizm mücadelesine ilişkin donanım ve deneyimlerin de aramızdan ayrılıyor olmasıdır. Hemen her konuda olduğu gibi bu alanda da deneyim, sonraki nesillere aktarılabildiği, gelecek nesillerce geliştirildiği ölçüde deneyim olabilmekte, yitirdiklerimizle toprağa verildiğinde ise yok olmaktadır.

Bu anlamda her birimize ciddi görevler düşmektedir. Donanım ve deneyimlerimizi, yaşam alanlarımızda buluşabildiklerimizden başlayarak, bizden sonraki nesillere aktaracak yöntemler geliştirmeye, mekanizmalar oluşturmaya çalışmalı ve olabildiğince paylaşmalıyız. Bu esas olarak, bazı yoldaşlarımızın, farklı özneler içinde yürüttükleri siyasi çalışma alanında olmakla birlikte, bununla sınırlı olmayıp, her geçen gün faşizmi kurumsallaştıran, barışı, demokrasiyi ve bağımsızlığımızı yok etmeye ve bunu sağlamak için sahip olduğumuz değerleri ortadan kaldırarak, bilimsel düşünceden ve sorgulamadan uzak, biat kültüründe, “dindar ve kindar bir nesil” yetiştirmek üzere saldırdığı her alanı ve dokunabildiğimiz her kişiyi kapsamaktadır. Eğitim kurumları, öğretmen örgütleri, sömürünün her geçen gün yoğunlaştığı işçi ve emekçi örgütleri, iş alanları, meslek odaları, toprağına, doğasına ve doğal kaynaklarına sahip çıkmaya çalışanlar vb. sayabiliriz.

Alanın ve konunun boyutuna bakmadan, bu çerçevede doğruluğuna ve gerekliliğine inandığımız her çabayı, Partili yıllarımızın şiarı, ”her hal ve şartta görev başında” olarak yerine getirmeye çalışmalıyız.

Aramızda bulunan, sevgili Engin yoldaşımızın, iktidarın toplum belleğinden silmeye çalıştığı, eğitim müfredatlarından çıkardığı “Evrim Kuramı”nı talep eden, ulaşabildiği kişi ve topluluklara tanıtma ve aktarma çabalarını çok kıymetli buluyor, saygı duyuyor ve bizlere örnek olmasını diliyorum.

Konuşmamın başında dile getirdiğim, o yılların nesnel ve öznel zorlu koşullarına karşın geniş kesimlerle buluşturulmuş sosyalizm kavramı konusunda, bugün, sosyalist, komünist isimler altında ya da iddiasında, örgütlü çok sayıda siyasi parti, dernek, topluluk ve yayına karşın, ne yazık ki sosyalizm kavramı neredeyse tümüyle toplum belleğinden çıkmıştır. Yaşamın tüm alanlarında sürdürülmekte olan barış, bağımsızlık, demokrasi mücadelesinde eksen olan, kitlelerde güzel geleceğe umut ve mücadele azmi doğuran, yol gösteren bir kavramdan söz edemiyoruz. Bu konuda da, sahip olduğumuz kültürü, birikimi yaşamın her alanında dokunma fırsatı bulduğumuz, öncelikle gençler olmak üzere, herkese aktarmaya çalışmalıyız.

Özellikle son günlerde ülkede yaşadıklarımızı da değerlendirerek bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Şimdilik iki bakan değişikliğinin, tesadüfen, öylesine değişiklikler olmayıp, sürmekte olan kurumsallaşan faşizm, demokrasi ve hukukun olmadığı, baskı ve zulüm sürecine boyut atlattıracak yeni bir programın taşları olduğunu düşünüyorum. Süreci tanımlamada hemen tüm muhalif siyasi yapılar hemfikir olmakla birlikte, barış, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesi ve yaşam, her şey normalmiş gibi sürdürülmektedir. Düşmanın teknolojik üstünlüğü karşısında yeni yöntemler, mekanizmalar oluşturma konusunda yetersiz kalırken, dünya literatürünün gösterdiği, en güçlü silahı, “Birleşik Halk Gücü”nü oluşturmada beceriksiz davranılmaktadır. Bizler, olmazsa olmaz, bu konuda da deneyim ve birikimlerimizi paylaşmaya, yanlışlara düşülmesini engellemeye çalışmalı, güzel günleri getirecek birleşik gücün oluşmasına katkı koymalıyız.

Selam Dünyanın ve Türkiye’nin Aydınlık Geleceğine!”

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli