Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Zaten bir üyeliğiniz mevcut mu ? Giriş yapın
Sitemize üye olarak beğendiğiniz içerikleri favorilerinize ekleyebilir, kendi ürettiğiniz ya da internet üzerinde beğendiğiniz içerikleri sitemizin ziyaretçilerine içerik gönder seçeneği ile sunabilirsiniz.
Üyelerimize Özel Tüm Opsiyonlardan Kayıt Olarak Faydalanabilirsiniz
Konak 16. kez öykülerle hasret giderecek
Türkiye İşçi Partisi nin 57 kuruluş yılında İzmir de siyasi parti demokrarik kitle örgüt temsilcileri bir arayageldi sunuculuğunu İdris lütfü meleğin yaptığı etkinlikte Prof.Dr. Veli Lök, konuşma yaparak anılarını partili olma bilincini ve tip Türkiye, siyasi tarihindeki önemini vurguladı .Azmi Oğuzata şarkıları türküleri ile coşkulu anlar yaşatırken SELAM DÜNYANIN VE TÜRKİYE NİN AYDINLIK GELECEĞİNE müzikalini salon hep beraber eşlik etti.
Türkiye çok partili siyasal hayata geçmesinden bu yana birçok siyasal parti gördü. Kimi arkasında bir iz bırakarak hafızalarda kaldı, kimisinin ismi bile hatırlanmaz oldu.
57 yıl önce 13 Şubatta kurulan ve 1971’de askeri mahkeme tarafından kapatılan Türkiye İşçi Partisi ise hem Türkiye siyasal hayatına getirdiği zenginlikle hem de ‘sol’ siyaset açısında henüz tekrarlanamayan başarısıyla özgün bir örnek olmayı sürdürmektedir.
Türkiye’de ‘sol’da siyaset yapan herkesin bu önemli deneyimi başarısı ve zaaflarıyla gözden geçirmesinde büyük yarar bulunmaktadır.
‘Türkiye İşçi Partisi’ kuruluyor…
Türkiye İşçi Partisi, 27 Mayıs darbesinin sağladığı görece demokrasi ortamında, 13 Şubat 1961 yılında bir araya gelen ve aralarında Kemal Türkler (Maden-İş), Şaban Yıldız (Teksif), Rıza Kuas (Lastik-İş), Kemal Nebioğlu’nun (Oleyis) da bulunduğu bir grup sendikacı tarafından kurulmuştu. 1961 Anayasasının getirdiği yeni haklar bütün kesimlerde sesini duyurma, örgütlenme anlamında hareketliliğe yol açarken, o günlerde Türk-İş çevresi de adı ‘Çalışanlar Partisi’ olarak düşünülen yeni bir parti arayışına girmişti.
Türkiye İşçi Partisi kurulduğu günden itibaren 1 yıl boyunca önemli bir varlık gösteremedi. Parti, toplumun diğer kesimlerinden de destek almak ve aydınların partiye olan ilgilerini artırmak için çeşitli girişimlerde bulundu. Sonunda Mehmet Ali Aybar üzerinde anlaşarak, ona parti başkanlığını teklif etti. Mehmet Ali Aybar’ın teklifi kabul etmesiyle 9 Şubat 1962’de Aybar, Türkiye İşçi Partisi başkanlığına getirildi. Aybar’ın katılımıyla Parti’nin programı ve tüzüğü yeniden yazılmış ve birçok aydın da Aybar’ın davetiyle Türkiye İşçi Parti’ne katılmıştı. Aybar, Türkiye İşçi Partisi’nin tarihi önemini şu sözlerle belirtmişti:
“TİP ana çizgileri dün açıklanan yeni programından anlaşılacağı gibi, Türkiye’nin çağdaş medeniyet yolunda ilerlemesini, çalışan halk kütlelerinin Türk işçi sınıfının aydınlarla iş ve kader birliği etmesinden doğan demokratik öncülüğü etrafında teşkilatlanmasına bağlı görüyor…”
Cumhuriyet hükümetleri, kurulduğundan bu yana hiçbir biçimde ‘sol’ hareketin yaşamasına imkân vermemişti. 1920-21-22 yıllarındaki Mustafa Suphilerin katledilmeleriyle başlayan, Ankara’da Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası mahkûmiyetleriyle devam eden yasakçı zihniyet, nihayet 4 Mart 1925’te Kürt isyanı bahane edilerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu’yla bütün legal ‘sol’ faaliyetleri yasadışı ilan etmişti. 1946’daki kısa bir liberalleşme dönemi hariç, sol’un üzerinde estirilen terör hiç bitmemiş, illegal koşullarda yaşamaya çalışan Türkiye Komünist Partisi ise her vesile ile bu görünür-görünmez terörden nasibini almıştı.
36 yıl süren hürriyetsizlik döneminden sonra Türkiye İşçi Partisi, Aybar’ın sözleriyle “işçi sınıfının, aydınların kader birliği etmesiyle” yeni bir çekim noktası haline gelmeye başladı. “Çalışanlar Partisi”nden vazgeçildi, bir süre önce kurulan “Türkiye Sosyalist Partisi” TİP’e katıldı.
Partinin kimliği, işçilerin ağırlığı…
Türkiye İşçi Partisi’nin önemli bir özelliği, o zamana kadar Türkiye’de kurulan ‘sol’ partilerden farklı olarak Komintern ve Türkiye Komünist Partisi geleneğine dayanmıyordu. Gerek parti kurucularının farklı çevrelerden gelmesi ve gerekse partinin geliştirdiği politikalar bu geleneğin dışında özgün yanlar içeriyordu.
Türkiye İşçi Partisi, kurulduğu yıllarda soğuk savaş döneminin dünyada kışkırtılan anti-komünizmini ve onun izdüşümü olarak Türkiye’de sol ve sosyalizm düşmanlığını göğüslemek zorunda kaldı.
İlk programında bu kaygılarla, ‘sosyalizm’ yerine bile ‘toplumculuk’ deniyordu.
Türkiye İşçi Partisi; legal ve meşru platformlarda mücadele etmeyi hedefliyor, Marksist-Leninist partilerin parti modelini esas almıyor, öte yandan klasik sosyal demokrat partilerin reformcu ve sınıf uzlaşmacı kimliğini de reddediyordu.
Türkiye İşçi Partisi’nin bir başka özelliği örgüt yapısına aitti ve bu, o zamana dek görülmeyen bir farklılıktı. Partinin kuruluşunda büyük ağırlığı olan sendikacılar, örgüt üzerinde denetimi yitirmemek için bir formül geliştirmişlerdi. Buna göre; (Parti Tüzüğü Madde 53) parti üyeleri kategorik olarak ‘işçi’ ve ‘aydın’ olarak ikiye ayrılıyor, parti yönetim kurullarında işçi kökenli üyelerin her durumda ‘yüzde elli bir oranında’ temsil edilmesi şartı getiriliyordu. İlk başta bazı aydınlara fazla şekilsel gelen ve eleştirilen bu kural, 9-10 Şubat 1964’te İzmir’de yapılan 1. Büyük Kongre’de aynı şekilde kabul edilmiş, bu durum bazı aydınların istifasına yol açmış, ancak işçi sınıfı içinden gelen üyelerin yönetime katılma garantisi sağladığı için Kongre’de büyük destek görmüştü.
Seçimler, kongreler ve TİP…
1963 yılında TBMM’de senatör olarak bulunan Niyazi Ağırnaslı ile Esat Çağa Türkiye İşçi Partisi’ne katıldı. Böylece TİP parlamentoda temsil edilme hakkı kazandı. Bu temsilin büyük önemi bulunmaktaydı ve TİP bu sayede birçok kanun ve kanun maddesini Anayasa Mahkemesi’ne götürdü, kimisini iptal ettirdi. Yalnızca 1963 yılının Mart ayında TİP, çeşitli anti-demokratik yasa ve yasa maddesi için Anayasa Mahkemesine 78 dava açtı. İlk yerel seçimler 1963 yılındaydı. TİP ancak dokuz ilde örgütlenebilmişti ve seçimlere katıldı. Bu seçimlerin asıl büyük önemi TİP’in seçim dolayısıyla radyodan seçim propagandası yapma hakkı kazanmasıydı, TİP’li adaylar halka hitap ettiler ve seçim sonuçlarında 36 bin oy alınmıştı.
1964 yılında İzmir’de toplanan 1. Büyük Kongresi’nde TİP kendisini; “Türkiye işçi sınıfının ve onun öncülüğünde toplanmış, emeğiyle yaşayan bütün yurttaşların kanun yolunda iktidara yürüyen siyasi teşkilatı” olarak tanımlamış; “bağımsız dış politika”, “kapitalist olmayan kalkınma yolu”, “kapsamlı toprak reformu”, “iktidarında, büyük iktisadi işletmelerin devletleştirileceği” ve “bütün yönetim organlarının yüzde 51’inin işçilerden oluşması” şeklindeki tüzüğün 53. maddesi; Kongre’nin önemli tartışma başlıklarıydı.
1965 yılı genel seçim yılıydı. Seçim sistemi, küçük partilerin de mecliste temsiline imkân veren ‘milli bakiye’ sistemiydi. TİP, tüm zorluk ve engellemelere rağmen başarılı bir seçim dönemi geçirdi. Seçim kampanyaları süresince büyük kalabalıkların katıldığı çok sayıda açık hava ve salon toplantısı düzenledi. Sonuçta TİP, örgütlenebildiği 54 ilde seçimlere girmiş, 276 bin oy almıştı ki, bu ülke çapında oyların yüzde 2,9’u demekti. Bu sonuçlarla TİP 15 milletvekilliği kazandı ve mecliste grup kurma hakkını elde etti. 1966 yılında Senato yenileme seçimlerinde ise yüzde 3,9 luk oy oranıyla bir senatörlük elde etti.
20 Kasım 1966 yılında Malatya’da yapılan II. Büyük Kongre’de; Türkiye’de “hâkim üretim biçimini kapitalizm” sayan ve partinin izleyeceği yol olarak, “işçi sınıfı öncülüğünde sosyalist devrim” öngören TİP’in temel tezleri karşısında; Türkiye’yi “dışa bağımlı komprador burjuvazi ve toprak ağalığı egemenliğinde” azgelişmiş bir ülke sayan, Türkiye’nin önüne ise “milli demokratik” bir devrim koyan muhalefetle yollar ayrılmıştı. O zamana kadar TİP içinde muhalefet yapan ve Yön dergisi çevresiyle birlikte davranan “Milli Demokratik Devrim” (MDD) muhalefeti kongrede tasfiye edildi.
1966’da ünlü barışsever aydın Bertrand Russell’in girişimiyle; ABD’nin Vietnam’da işlediği savaş suçlarını yargılamak amacıyla kurulan özel mahkemenin statüsünün hazırlanması için Mehmet Ali Aybar Londra’ya çağrıldı. Özel mahkeme ABD’yi savaş suçu işlediğini sabit görerek 1967’de mahkûm etti. Bu durum TİP’e hem büyük bir saygınlık sağladı, hem de düşmanlarını çoğalttı.
13 Şubat 1967’de Türkiye İşçi Partisi kurucusu bazı sendikacılar, gelinen koşullarda Türkiye işçi sınıfının sendikal hareketinin artık Türk-İş’in sınırladığı alanlarda yürüyemeyeceğini görerek, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) kurdu.
1967 yılı TİP açısından parlamento çalışmalarına ağırlık verdiği, diğer yandan örgütlenme faaliyetinin hızlandığı bir yıldı. Bu yıl düzenlenen ünlü “Doğu Mitingleri” Kürt halkının TİP’i daha yakından tanımasını sağladı. Haziran 1968’de yapılan seçimlerde TİP 67 ilde örgütlenmeyi başarmıştı. Cumhuriyet Senatosu’nun üçte birinin yenilenmesi, beş ilde milletvekili ara seçimlerinde oylarını yüzde 6.44 çıkarmayı başarmıştı.